 |
blocks
blocks
|
| Pazartesi | 3669 |
| Salı | 5511 |
| Çarşamba | 4685 |
| Perşembe | 5318 |
| Cuma | 4000 |
| Cumartesi | 4638 |
| Pazar | 3401 |
| Toplam: | 1496976 |
| En Çok: | 9733 |
|
|
|
blocks
blocks
|
| A.Nusret DOĞANAbuzer HAKLIAli ŞAHİNAyşe ZERENCemile YURTCANCosta ZARİFİSDoğan ÇAKIREmine YAZGANFikret SARALGüler KARATAŞGülsen ERENOĞLUHandan ZORLUİnci ARIKANKadir GENÇKadriye ÖZENKemal YENERMelih SEÇKİN Melike GÜNERMelike KARACANMualla AKGÜLMuhlise ŞENAYMurat YILMAZMustafa OZANSOYMüge KAPTANOĞLUMümtaz SALİHOĞLUNasrullah DOĞANNeslihan ŞENERNesrin TÜRKCANNevra KURTOĞLUNilgün KIROĞLUNuran YENERNurten SARALNurten SERTOĞLUOktay ÇAĞLAROsman KARAHANOĞLUOya KARACAPerran KUTLUSalih KARACANSencer KUTLUSerap GÜNEYŞule PEKCANÜlker EREN |
|
|
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
|
 |
 |
|  |
 |
ULUS OLARAK KULAK VERELİM ARTIK !..
|
|
|  |
 |
|  |
 |
|  |
 |
HABERLER ve SON MANŞETLER
|  |
 |
|  |
 |
|  |
 |
MANŞET YAZILAR Okumak istediğiniz yazının başlık satırını fare sol butonu ile tıklayınız ... |  |
 |
|  |
story_page
 |
SEÇİLEN: Potansiyel Suçlu !.. - Gündüz AKGÜL |
 |
|
Potansiyel suçlu, sözlük anlamıyla “Suçlu olduğu varsayılan veya tahmin edilen kimse, Suç işlemeye meyilli olan kimse” Olarak tanımlanır.
Genel Kurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ’un belirttiği gibi Son zamanlarda, göz bebeğimiz şanlı ordumuz üzerinde “Asimetrik, psikolojik ve sistematik” bir saldırı, her gün yaratılan çeşitli komplo teorileriyle artarak devam etmekte ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) kurum olarak potansiyel suçlu olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.
Öyle ki, TSK adeta mercek altına alınmış olup, belli bir odaktan üretilen komplo teorileri ve ihbarlarla, yapılan her rutin görev bir darbe planının uygulanma aşaması olarak gösterildiği, soruşturma konusu yapıldığı, kamuoyu tarafından ibretle izlenmektedir.
Silahlı Kuvvetler dâhil hangi kurum ve kurul, kim olursa olsun hangi kişi, cemaat ve tarikat veya oluşturulan gizli örgüt tarafından suç işlenmişse, mutlaka yasaların emrettiği kurallar içinde kovuşturma ve soruşturma yapılmasından yana olduğumu belirtmek isterim.
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir.
Yapılan tüm işlemlerinin hukuka uygun yapılması zorunludur.
Ancak bu soruşturma ve kovuşturmalar, yasalar zorlanarak, gerçek olmayan fakat gerçekmiş gibi gösterilen kanıtlara dayanılarak, kim oldukları, şüpheli veya sanıkla bir husumetinin ( düşmanlığının ) bulunup bulunmadığına bakılmaksızın gizli tanık sıfatıyla bir takım kimselerin beyanlarına dayanılarak, yapılıyor, insanlar gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor ise o zaman, gerektiğinde her kese gerekli olan hukuk büyük bir yara almış ve hukuk devleti sözde kalmış olur.
Gerçek veya komplo teorisi olsun, bu soruşturmalar Ceza Muhakemesi Yasası gereği gizli olması gerekirken, hemen bir grup medyaya servis edilerek açıklanması ve bir devlet kurumu olan TRT’de yayımlanması ayrıca olayın içler acısı yanını sergilemektedir. Çok yakın zamanlarda, TSK’nin suçlandığı olaylara baktığımızda;
-Bir şahsı izlemekler görevlendirilen iki subayın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast için evinin etrafında bulunduğunun ihbar edilmesi, Emniyet güçlerince, bu kişilerin yakalanıp soruşturulması ve sonuçta böyle bir olayın söz konusu olmadığının meydana çıkması,
-Seferberlik Tetkik Kurulu kozmik odasında günlerce yargıç tarafından, irtica ile mücadele eylem planlarının aranması ve sonuçta bulunmaması,
(Devamı... | 9323 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 24.3) Gönderen: editor Tarih: 12.03.2010 Saat: 10:43 (394 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Neler Oluyor ?.. - Sıtkı ERGÜNEY |
 |
|
* İrtica ...
Gözümüz aydın! Bu günlere de eriştik.
Yenilenen “ Milli Siyaset Belgesi”nde “ irtica”
Türkiye Cumhuriyeti için tehdit unsuru olarak algılanır olmaktan çıkarılmış.

Doğrudur. Zira irtica artık alenen ortada ve icraatta. O kadar ki “ dokunulmazlığı” bile oluştu.
Bırakın dokunmayı, neredeyse “ yan bakmak” bile tehlikeli !
Bu vesile ile “ laiklik” kavramının, bu konudaki duyarlılığın toplumun zihninden silindiğini, -birileri için- tehdit ve rahatsızlık unsuru olmaktan çıkmak üzere olduğunu da belirtelim.
Şimdi düşünmek ve sormak gerek:
- Emperyalizm ve irticaya karşı verilen büyük mücadeleler sonucu kurulan Laik Türkiye Cumhuriyeti’nde baştan beri “tehdit unsuru” olarak algılanan “irtica” ne ya da nasıl oldu da tehdit olmaktan çıktı?
- Bundan böyle Türkiye’de hiçbir siyasi parti “laiklik ilkesini” savunarak, öne çıkararak oylarını arttıramaz. Sadece bu ilke etrafında “kemikleşmiş” oylarla yetinmek zorunda kalır. Bu da Cumhuriyeti, kuruluş felsefesi ile uyumlu olarak yaşatmak, geliştirmek için yeterli olmaz.
- Cumhuriyet’le birlikte kendisine sunulan “çağdaşlık projesi”nin olumlu sonuçlarını almaya başlamışken, bundan rahatsız olan karşı devrim girişimcilerine öncülük eden siyasi kadrolara altmış yıldır giderek artan oranlarda sağladığı oy desteği ile “saygın ulus”, saygın devlet”, “onurlu yurttaş”, sadaka için değil, emeğinin gerçek karşılığını almak için kadını ve erkeği ile örgütlenerek mücadele eden, sınıf bilincine erişmiş bireyler olmaktan uzaklaşan insanlarımızın bu davranışı nasıl açıklanabilir?
Bu duruma düşüşümüzün temel nedeni olan emperyalist kapitalizm ile işbirliği içinde olan “irtica” Cumhuriyet’in seksen yedinci yılında Devlet’in Siyaset Belgesi’nde “tehdit unsuru” olarak yer almıyor ! Hatırlatalım. Demokrasinin tanımında; “halk tarafından, halk için, halkla beraber” yazıyor !
(Devamı... | 6008 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 23.8) Gönderen: editor Tarih: 11.03.2010 Saat: 23:13 (659 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Alemdar Gemisi'ni Yakaladılar !.. - Hilmi KAYIHAN |
 |
|
TRT, işgal güçlerinin eline geçmiş bir televizyon kanalı gibi yayın yapıyor.
Evet, işgal günleri gibi..
Herkes aklını başına alsın !..
 Saklısı, gizlisi kalmadı bu ihanetin;
Türkiye işgal altında..
Kan beynimize sıçrıyor.
TRT'nin verdiği haberleri dinlerken..
İşte ispatı:
Anadolu'ya cephane sevkıyatı yapan Alemdar gemisi bir telefon ihbarı üzerine harekete geçen Fransız hücumbotu tarafından sıkıştırılarak Gölbaşı sahillerinde yakalandı ve yapılan aramada bombaların seri numaralarının silinmiş olduğu ve silahların Kuvayi Milliye çetelerine teslim edileceği öğrenildi. Son dakika haberi olarak uyuyan halkımıza duyurulur..
Biz haberi böyle okuyoruz..
İki: PKK, Tokat'da yedi askerlerimizi şehit ediyor ve TRT,
Albay Dursun Çiçek'in de Tokatlı olduğunu haber arasına fitne sokuşturuyor..
Orgeneral Çetin Doğan, boru değil, eski birinci ordu komutanı, sabah kahvaltısını yaparken,
TRT, gözaltına alındığını son dakika haberi olarak veriyor; daha ortalıkta polisler bile yokken..
Üç: Genel Kurmay Başkanı Başbuğ'un eşi kadınlar gününde Atatürk'ün huzurunda ağlarken,
Atatürk'ün Türkiye'ye sağladığı kazanımlara mı sevinç gözyaşları döküyordu yoksa avucumuzda kayıp giden cumhuriyete mi ?..
(Devamı... | 4075 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 24.2) Gönderen: editor Tarih: 11.03.2010 Saat: 23:04 (659 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Devrimlere Çamur Atacak Ya !.. - Yılmaz SUBUTAY |
 |
|
Sanki Türkiye`de her şey yerli yerindeymiş,
Güllük gülüstanlıkmış, halk lale devrini yaşıyormuş,
Açlık işsizlik sorunu yokmuş gibi, hepimizin bildiği, yakından tanıdığı üstat yazarımız,

Sabah Gazetesi yazarı Engin Ardınç, kafayı bugün Latin alfabesine takmış. Devrimelere çamur atacak ya, düşünmüş taşınmış ve buldum diyerek şu harika tümceyi kaleme almış: “ Türkiye`de 1928 yılından beri, Latin alfabesi kullanılmıyor.” Ne yapılmış ? Efendim, devrimi yapanlar, bu Latin alfabeyi modifiye etmişler ! Batı dillerinde olmayan “ç”, “ş”, “ğ”, “ı” gibi harfleri araya sıkıştırmışlar. Bu harfler olmayınca, bilgi sayarda yazı yazanlar zahmet çekiyorlarmış. Batılılar bunu başarmışlar ve sorun ortadan kalkmışmış !...
Fakat Türkiye`de bu sorun çözülememiş ve yazarlar zahmet çekiyorlarmış...
Devrimlere çamur atılacak ya...
Yazısında bizlere masal anlatmaya çalışıyor üstat !...
Bugün hangi bilgisayarı alırsanız alınız, menüsünde “language” diye bir bölüm vardır.
Buradan siz hangi Türkçe`yi kullanacağınızı yani Q, yoksa F le yazamak istediğinizi ayarlayabilirsiniz.
Şu anda benim masamdaki Alman klavyeli MacIntosh`un laptop`u ile bu yazıyı yazıyorum.
Language bülümünden Q turkish`i tıkladığınız zaman klavyenin sağ tarafında, Türkçe alfabedeki bildiğimiz harflerle yazıyı yazmak mümkün olur. Şayet F Turkish`e basarsanız, o zaman bu harflerin yeri klavyenin soluna kayar. Üstelik, hangi sistemi kullanırsanız kullanın, özelllikle windows`un Türkçe verziyonu var, onu alır. İnstale eder, problemi çözersiniz benim yaptığım gibi. MacIntosh`un bir özelliği daha var, hazıfayı bölebiliyorsunuz, bir bölümüne windows`u ekliyorsunuz.
Sorun nerede ?
(Devamı... | 5738 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 24.2) Gönderen: editor Tarih: 11.03.2010 Saat: 22:58 (663 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Darbe Nasıl Yapılır ?.. - Habip Hamza ERDEM |
 |
|
Değişik darbe türleri vardır.
Sebzeli darbe, fırında darbe, darbe tava ve darbe helva.
Bir de ‘darbe sote’ vardır ki,
Hilmi Özkök evde soğan bulunmasına karşın kasapta uygun et bulamadığı için yapamamıştır.
Öte yandan darbeler yörelere göre de değişiklikler gösterebilirler.
Ankara-Çukurambar, İstanbul-Ümraniye, Erzincan-Çatalarmut, Hakkari-Şemdinli, Ankara-Sincan vb.
Ben darbe helvasını severim.
Hem yapılışı da kolaydır.
Un, şeker, tereyağ, tava ve biraz da hava, yani darbe havası.
Darbe havası olmadan diğerleri olsa da darbe helvası olmaz.
Bakınız bugün Türkiye’de bir darbe olması için her şey var ama, darbe yapılamıyor.
Neden ? Çünkü hava eksik.
Tayyip Recep Televizyonu, TRT ikinci kanalı bile ne kadar uğraşsa bu havayı tutturamıyor bir türlü.
Zorlanıp yırtınıyor, hayır yok; havadan eser yok.
Sen kalk aracın plakasını ver, geçeceği yolları, uğrayacağı durakları say; yükün ayrıntısını belgele..
Çıt yok.
Savcı ve polisi ayarla, muhabir ve kameramanı yolla; tıss.
Sarıya boyalı saçları, pembe yanaklı ve kıvrak kalçalı televizyon muhabbet kuşları saçlarını yolsunlar; tık yok.
Yapamıyorlar.
Neden ?
Bir darbenin helvası kolay yapılmaz da ondan.
Sotesi olsaydı Hilmi Özkök efendi hazretleri yapacaktı.
Yani bu Alaca Karanlıkçılara kaşı halk yollara düşseydi, darbe sopası pardon sotesi yapmak işten bile değildi.
(Devamı... | 6426 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 24.1) Gönderen: editor Tarih: 11.03.2010 Saat: 22:50 (676 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Acımak Yok, Merhamet Asla !.. |
 |
|
Halkının bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri,
Bağrından çıktığı halkın yardıma ilk koşan oldu !..
Sıcak aş ve sıhhi yardım !..
Ardından Kızılay !..
Elazığ depremi ve manzaralar !..
Bakınca utanıyor insan !..
Mustafa Kemal'in Cumhuriyeti ne hâle gelmiş !..
Acımak yok,
Merhamet yok !..
Şeyhler, Tarikatlar ve hele hele İslâm adına,
Yardım toplayan sözde yardım kuruluşları ...
Deniz Feneri !..
Nerede ?..
Ya depremzedeler,
Ya depremzedelerin söylemleri ...
Ya AKP kayığında kendini bilmez, gözlerinde " dolap beygiri gözlüğü " olan zavallılar ...
(Devamı... | 3409 byte kaldı | 2 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.5) Gönderen: editor Tarih: 11.03.2010 Saat: 00:48 (824 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
|
 |
|
Güneşli bir Mart akşam üzeri ...
Amasya yapımı semaverimizde demlenen çayımız.
Sehpalarda " Ankara Simidi "
Akşam Sefâsı yapıyoruz hep birlikte !..
Yudumlanan demli çaylar arasında,
Söz sözü açtı.
Elazığ depremi
Elazığ deprem zedelere geldi ...
- " Elazığ depremine en hızlı ve etkin şekilde TSK yetişti. Ardından Kızılay ... " dedim...
Bizim Arif hoca derhal söze karıştı.
- " Başbakan TOKİ'ye emir vermiş evler yapılacak !.. " dedi...
Ne garip bir ülke olduk.
Ne garip halkımız var !..
..........
(Devamı... | 2786 byte kaldı | 2 yorum | ARİF'İN YERİ | Puan: 24.5) Gönderen: editor Tarih: 11.03.2010 Saat: 00:14 (827 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Başbuğ Kendini Kurtarmak İçin Mi Boyun Eğdi ?.. - Sabahattin ÖNKİBAR |
 |
|
Evet Sayın Başbuğ, ne oldu da kağıt parçası diye tanımladığınız Albay Çiçek imzalı evrak bir anda kutsal ve gerçek belge haline geldi ?
Parmak izi araştırması yaptırdınız mı ?
İmza atılan kalemle ilgili teknik araştırmalar yapıldı mı ?
 İmzanın makinadan atılma ihtimalini değerlendirdiniz mi ?
Bunlar yapılmadı ve kamuoyuna bu yönde bir bilgi verilmedi ise, Genelkurmay Askeri Savcılığı nasıl oluyor da kesin hüküm verebiliyor ? Dahası, savcılığın kesin hükmüne rağmen mahkeme neyi eksik gördü de tutuklama yapmadı ? En önemlisi, madem böyle bir tespit yapıldı yani Genelkurmay Karargahında hakikaten darbe planları hazırlandı ise, Albay Çiçek herhalde bu işte tek değildir.
Öyle ise perde gerisinde olanlar nerededir ?
Sakın o yalnız başınaydı demeyin, bu eşyanın tabiatı gereği mümkün değil.
30 küsur generalin bulunduğu Genelkurmay Karargahında albay rütbeli biri sıradan görevlidir.
Hem bütün bunların Çankaya Köşkü’nde yapılan üçlü zirvenin sonrasına denk gelmesi tesadüf müdür ?
Birileri, bu tesadüf olayını Albay Çiçek diyet olarak verildi şeklinde yorumlasa ne cevap verilecek ?
Dün de yazdık, o buluşmanın hemen akabinde eski Kuvvet Komutanlarının üstelik savcılık tarafından serbest bırakılması ve diğerlerinin tutuklanması kayda değer değil midir ? Bitmedi !.. Yine Çankaya Köşkü’ndeki o zirvenin sonrasında Balyoz soruşturması bağlamında TSK adına yapılan açıklamada, 2003 yılındaki seminer ve faaliyetlerden dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un haberdar olmadığının açıklanması ne anlama geliyor ?
Yapılan bu açıklama Balyoz’u yargılayacak hakimleri etki altına almak değil midir ?
Öyle ise Genelkurmay’ın sık sık feveran ettiği masumiyet karinesini TSK bizatihi kendisi çiğnemiyor mu ?
Yoksa yapılan bu açıklama, aman Özkök, Yalman ve Başbuğ isimleri sorumlu olmasın ve zarar görmesin de, kim görürse görsün anlayışının ürünü müdür ?
(Devamı... | 9833 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 24.8) Gönderen: editor Tarih: 11.03.2010 Saat: 00:04 (834 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Merhamet Mi, Gaflet Mi ?.. - Altemur KILIÇ |
 |
|
Dünyada, bugünkü Türkiye gibi, sorunların bu kadar sarmal olduğu, iç ve dış düşmanların kuyruklarının fosseptik çukurunda biri birine değdiği, her gün, her yerde polis baskınları ve tutuklama manzaralarının olduğu başka bir ülke acaba var mıdır? Başka ülkelerde, kendi ordusundan korkan, Komutanları düşman bilen ve en kuvvetli gücünü harcayan, sözde aydınlar ve yazarlar var mıdır ?
Kısacası, böylesine bir medya ve bu kadar çok gafil ve hain var mıdır ?
Ve hangi ülke, bugünkü Türkiye gibi bir “ Korku Devletidir ? ”
1984’ten 2010’a
George Orwell, 1949’da yayınlanan ünlü “1984” romanında gelecekte, 1984’de, mevhum bir ülkede olacakları yazarken, sanki bugünkü Türkiye’yi öngörmüş ve canlandırmış. “Büyük Birader” herkesi, her yerde gözlüyor, dinliyor. “Düşünce Polisi” (cemaat polisi diye de okuyabilirsiniz), insanları sabaha karşı alıp götürüyor; akıbetleri meçhul! Ve her şey, anlamlar tersine dönmüş; “Aşk” nefret, “demokrasi” otokrasi, “İnsan hakları” zülüm, “ Yargı” Adalet “ çifte yargı” ve “ adaletsizlik” !
Cumhuriyetin ilk on yılında her savaştan “ Çıktık açık alınla” ama son, özellikle sekiz yılda, böylesine bir ülke yaratıldı, dört baştan !
Fantezi, edebiyat yapmıyorum, aynen böyle hatta daha fazlası...
Eserleriyle övünebilirler !
Ve bu ülkede, bu korku, kargaşa ülkesinde, işler ve eşhas, öylesine sarmal olmuşlar ki, asıl nirengi noktaları gözden kayboldu, ayrıntılar, şeytanlıklar içinde boğulmaktayız !.. Kürt açılımı, Ermeni açılımı, Anayasa ve yargı reformu tartışmaları AB süreci, vb.
Hiç şüphesiz, bütün bunlar çok önemli ve tartışılmalı, ama anlatmaya çalıştığım gibi, bunları tartışırken, geçmişin takıntılarına saplanılırsa, “ Büyük Resmi” gözden kaybederiz ve asıl “ kördüğüm” çözülmez ! “ Tarihimizle hesaplaşmak”, Resmi Tarih “ öteki tarih” “ Hangi Atatürk”, tartışmalarına girerseniz, bugünü doğru göremez, değerlendiremezsiniz ! Zaten “ ötekilerin” de maksadı “ bugünü ve ilerisini”, kendilerine ve amaçlarına göre biçimlemek !
Genel af ...
Şimdi birden canlandırılan “ af ve genel af” konusunda da böyle oluyor.
(Devamı... | 8027 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 25.8) Gönderen: editor Tarih: 10.03.2010 Saat: 23:55 (831 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: ' Ordu Yenildi !.. ' - Ümit ZİLELİ |
 |
|
Başlık, dünyaca ünlü Amerikan Newsweek dergisine ait…
Dergi, son sayısında Türkiye’deki gelişmeleri değerlendirdiği analiz yazısına bu başlığı uygun görmüş !..
Çarpıcı, çarpıcı olduğu kadar “ Taraf’lı ! ” ve çelişkilerle dolu analizde, ana fikir şöyle ilan ediliyor:
- ABD, İslamcıları selamlamalı !..
Çarpıcı değil mi ?..
Ancak Newsweek’in analizi bir yandan, “Ordunun politikaya müdahale etmesinin sonu demokrasi için zafer olması lazım” derken, diğer yandan, AKP’nin iktidara geldiğinden bu yana AB üyeliğini ve reform programlarını “katı” laiklere ve yargıya karşı bir “kalkan” olarak kullandığı belirtilerek artık AKP’nin “en büyük rakibi olan ordunun kâğıttan kaplan olduğunun” ortaya konulmasından sonra, Avrupa projesini daha da ileriye götürmenin Erdoğan ve ortakları(!) için fazla bir yarar sağlamayacağını söyleyebiliyor !..
Nasıl, çok faydalı bir analiz değil mi?!.. Gerçi ben yazıda yer alan, “Erdoğan ve ortakları” göndermesinden pek bir şey anlamadım!. Tayyip Bey’i biliyorum da, ortakları derken kimi ya da kimleri kastettiğini pek çıkaramadım; içte midir dışta mıdır, yerde midir gökte midir, pek anlaşılmıyor!.. Ancak AKP’nin duruma egemen olduktan sonra, zaten bir “kalkan” gibi kullandığı AB projesini çöpe atacağı yorumuna yürekten katılıyorum…
- Çünkü, sekiz yıldır AKP’nin bu “cinliğini” en az yüz kez yazdım ya da anlattım !..
Newsweek, öğüt-analiz karışımı yorumunda, şu anda ABD’ye bağlı görünen iktidarın,
Batı’nın ellerinden kayıp gidebileceği korkusunu da açık ediveriyor !..
Örneğin şu satırlar, Avrupa’ya gayet açık bir “aman dikkat” mesajı:
“- AKP’nin ordunun karşısında elde ettiği zafer, AB’nin ciddi kaybı olabilir...”
(Devamı... | 8465 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 26.3) Gönderen: editor Tarih: 10.03.2010 Saat: 23:40 (837 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: KKTC'nin Bekâsı Mı ?.. - Aylâ BERKİN |
 |
|
KKTC’NİN BEKASI MI ?
YOKSA RUM’UN AZINLIĞI MI ?
18 Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri için önümüzde iki aday var. daha önce de bu iki aday bir kez daha karşı karşıya gelmişti. Adaylardan biri olan Derviş Eroğlu, 2005 yılında CTP adayı Cumhurbaşkanı Talat’a karşı aday olmuş ve Talat’ın %55.6 oy oranı ile kazandığı seçimlerde %22.7 oy almıştı... CTP 2003 yılında yapılan genel seçimlerde, % 35.1, UBP ise %32.9 oy almıştır. Buna göre Talat Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oylarını %20 arttırırken, Eroğlu ise partisinin oylarını yaklaşık %10 aşağıya çekmişti.
O dönemde Referandum rüzgârını da arkasına alan Talat Cumhurbaşkanlığı seçimini açık ara farkla kazanmıştı.
Yani o dönemde hem partisi yükselişe geçmişti, hem de kendi şahsi imajı yükselişteydi.
Bugünse çok farklı bir ortam ve tablo var karşımızda.
Bir kere CTP-BG son seçimle düşüşe geçmiş iktidar koltuğunu UBP’ye teslim etmiştir.
Talat ise Cumhurbaşkanı olmadan önce verdiği sözlerin hiç birisini yerine getirmemiştir. Neydi bu sözler:
“Baharda Avrupa” demişti ama kaç bahar geçti hala Avrupa Kuzeyde ki Türkler için uzak bir hayal olmaya devam ediyor. Tabii “KIBRISLILARI” bunun dışında diyorum…“ Çözümsüzlük çözüm değildir ” demişti. Fakat bu güne dek yaptığı çözümden çok uzak olmasına karşın tam bir teslimiyetçilik olmuştur. “İşgale son vereceğiz” demesine rağmen işgalci dediği Türkiye hükümetiyle sıkı iş birliğine girip KKTC’yi, Türk himayesinden alıp, Rum’un kucağına atmak için kapalı kapılar ardında birçok maddeye imza atmıştır.
Kısacası iki üç ay gibi kısa bir sürede Kıbrıs’a barış getireceğini vaat eden Talat, 5 yıldır hala barış kapısını aralayamamıştır. Aksine teslimiyete kapılarımızı sonuna dek açmıştır. UBP ise karşısında başarısız bir iktidar dönemi geçiren CTP’den aldığı oylarla ve verdiği sözleri yerine getirmemiş bir Cumhurbaşkanın yarattığı boşluğu doldurmak üzere kendi başarısını da Talat’ın yenilgisine ekleyerek bu seçime gitmektedir.
Şimdi bu seçimler çok farklı bir atmosferde geçecek demek yerinde olur.
(Devamı... | 6302 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 26.0) Gönderen: editor Tarih: 10.03.2010 Saat: 23:16 (852 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
HABER: Alevi İş Adamlarına Gözaltı !.. |
 |
|
Soruşturmada yeni boyut ...
Erzincan’daki soruşturma Alevi işadamlarına yöneldi.
Önceki gün düzenlenen operasyonla eski Erzincan Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği Başkanı kuyumcu Binali Bircan ile CHP milletvekillerinin gizli tanık “Munzur”la buluştuğu Paradise pastanelerinin sahipleri Abdullah ve Erdal Erdoğan gözaltına alındı. Binali Bircan serbest bırakıldı.
Operasyonlar Alevi işadamlarına yöneldi ...
Erzincan’da Başsavcı İlhan Cihaner’in tutuklanmasıyla başlayan Ergenekon operasyonu önceki gün Alevi işadamlarının gözaltına alınmasıyla yeni bir boyut kazandı. Kentin tanınmış işadamları arasında bulunan ve Erzincan Meydanı’ndaki Bircan Kuyumculuk’un sahibi Binali Bircan ile Ordu Caddesi’ndeki Paradise Pastanesi’nin sahipleri Abdullah ve Erdal Erdoğan’ın gözaltına alınması, operasyonun “Alevilere yönelik baskı ve yıldırma” iddialarını gündeme getirdi.
Bircan sorgusunun ardından savcılık tarafından serbest bırakıldı. Gözaltına alınan Abdullah ve Erdal Erdoğan’ın sahibi oldukları Paradise Pastanesi’nde gizli tanık “Munzur” ile CHP milletvekilleri Erol Tınastepe ve Ahmet Ersin’i buluşturmakla suçlanıyor. Oysa Erzincan’a kent dışından gelenlerin uğrak yeri olan Paradise Cafe-Pastanesi’nin, kent merkezindeki en gözde yerlerden biri olması nedeniyle CHP milletvekillerinin de görüşmelerini bu mekânda yapmaları Erzincan’ı bilenler için olağalan karşılanıyor.
CHP’ye yakın olan ve uzun yıllar Erzincan Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği’nin başkanlığını da yapan kuyumcu Binali Bircan Erzincan’da kamu yararına yapılan tüm sosyal projelere destek veren ve gelmiş geçmiş vali, emniyet müdürü, ordu komutanı ve belediye başkanları ile yakın ilişkileri bulunan bir işadamı olarak tanınıyor. Operasyon kapsamında gözaltına alınan Erdal Erdoğan’ın İngiliz vatandaşı olması nedeniyle İngiliz Büyükelçiliği tarafından kendisini savunması için avukat görevlendirildi.
Uzun yıllar İngiltere’de yaşayan Erdal Erdoğan, bir yıldan beri Erzincan’da bulunuyordu.
(yorumlar? | HABER | Puan: 26.4) Gönderen: editor Tarih: 10.03.2010 Saat: 23:09 (851 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Obama'nın Dış Politika Öncelikleri Ve Açılımlar !.. - Erol BİLBİLİK |
 |
|
11 Eylül ikiz kuleler saldırıyla büyük bir darbe yediğini değerlendiren ABD küresel hegemonyasının patronları CFR (Dış İlişkiler Konseyi) Elit’leri George W. Bush’u Başkanlığına getirerek sözde İmparatorluklarını uğradığı hasarları giderek güçlendirmek istediler. Bush’un durumu çok daha kötü duruma düşürmesi üzerine Barack Obama’yı aynı amaçla iktidara taşıdılar.
Konuya girmeden önce Başkanlara Küresel İmparatorluk politikalarını uygulama görevini veren CFR’ye kısaca da olsa değinme gereği var.
CFR’nin Yapısı ve İşleyişi :
İki süper güçlü dünyası ve Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla başlayan ABD’nin tek süper güçlü dünyasında ABD; küresel hegemonyasını Samir Amin’in değerlendirmesiyle aşağıdaki “beş tür tekel”le sağlamaya çalışıyor.
1. İleri teknoloji tekelleri
2. Finans- kapitalist tekeller
3. Gezegenin doğal kaynaklarına ulaşması amaçlayan tekeller
4. Kitle iletişim ve medya alanında faaliyet gösteren tekeller
5. Kitle imha silahları alanında faaliyet gösteren tekeller
Bir bütün olarak ele alındığında 5 tür tekel; küreselleşme yasasının nasıl bir çerçevede işlerlik kazandığını çevre ülke sanayilerini bir çeşit taşeron konumuna indirgendiğini ve önemsizleştirildiğini gösteriyor. Buna karşın kutuplaşma gelecekte alacağı yeni biçimlere doğru evriliyor.
Dünya’yı 5 tür tekel’le kontrol eden ise
Council On Foreign Relations, (Dışilişkiler Konseyi - CFR - ) patronları ve kadrolarıdır.
CFR elitleri küresel kapitalist emperyalizmi uygulamak suretiyle hegemonyalarını derinleştirmeye çalışmaktadır. Küresel emperyalizm’i perdelemek için de bunu Gölge Dünya Hükümeti, Tek Dünya Düzeni, Yeni Dünya Düzeni, küreselleşme ve nadiren de Küresel Hegemonya adlarıyla uygulamaktadır.
CFR ve kendisine doğrudan bağlı Bilderberg Group (Bildenberg Grup) ve Trilateral Commission (Üçlü Komisyon) aracılığı ile bu faaliyetini sürdürmektedir. Üç örgütün de faaliyetleri gizli ve kapalıdır. CFR’nin temel örgütlenmesi projesi şöyledir :
Küresel Birlik Çar’ı, David Rockefeller
(Rockefeller’e bağlı olarak)
- Kuzey Amerika Elitleri
- Avrupa Elitleri
- Japon Elitleri
Alt grup olarak da ;
- Amerika Birliği
- Avrupa Birliği
- Sovyetler Birliği
- Pasifik Birliği
CFR; New York merkezli olarak John P. Morgan tarafından 21 Temmuz 1921’de kurulmuştur.
(Devamı... | 70261 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 25.8) Gönderen: editor Tarih: 10.03.2010 Saat: 22:30 (862 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Devletin Zirvesinde uyum Var Mı ?.. - Prof. Dr. Nurullah AYDIN |
 |
|
Devletin kurumları arasında güven mi güvensizlik mi var.
Uyum görülüyor mu ?
Devletin kurum yetkilileri ile arada sırada bir kamuoyuna yansıyan görüşmeler yapılıyor.
Ülke iyiye mi gidiyor ?
 Ülkenin iyiye gittiğini kim diyor ?
Başta iktidar öyle diyor.
Tekelleşen medya koro halinde öyle diyor.
Servetlerine servet katanlar da destekliyor.
Bazı sus payı alan sivil toplum örgütleri de destekliyor.
AB’ın her talebi yerine getirilmiş,
ABD’nin BOP eşbaşkanlığına göre hareket edilmiş, imzalanan gizli protokollere riayet edilmiştir.
Geriye ne mi kaldı ?
Asker ve yargı...
Asker; darbe ve terör örgütü mensubu olmakla suçlanıyor, tutuklanıyor..
Yargı ise kuşatılmış kuşatılmamış tartışmaların içinde.
Bakın küresel sermayenin yol göstericisi olan referans hüviyetli batı medyası neler yazılıyor.
Ordu mensuplarının terörist ilan edilmesi,
Ordu mensuplarını ilişkilerini terör örgütü olarak tanımlayan iddianameler devam ediyor.
Bu ise ülkenin gördüğü en büyük kriz değil de nedir ?
1960’da ne olmuştu ?
Menderes alaşağı edilmiş, yani ihtilal yapılmıştı.
(Devamı... | 8815 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 25.4) Gönderen: editor Tarih: 10.03.2010 Saat: 22:22 (859 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
|
 |
|
Sen benden ayrı sanma ben sendeyim
Kalbine giriyorum ara sıra
Çağır beni de sana neler deyim
Sanki girmiş gibiyim bağa,kıra
Elbet şimdi özgürsün yoktur yarin
Koş bakalım her yerde narin narin
Peşindeyim hep,olsun bak haberin
Senin için düşerim her gün dara
Yalnızlığı yolladım dünden beri
Kalbinden geçmedikçe gelmez geri
Sevgilerle donattım hem de ser-i
Gönlünü alacağım yansam hara
Bıkmam ben güzelciğim,göz ağrımdan
İlk defa buyur etti aşk bağrımdan
Ne olur geri durma bu çağrımdan
Düşündürme seveni kara kara
Engin NAMLI
(yorumlar? | SAN'AT KÖŞESİ | Puan: 25.2) Gönderen: editor Tarih: 10.03.2010 Saat: 22:11 (857 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Evlenmek Kolaylaştı Bu Devirde !.. - Yüksel CAVLAK |
 |
|
Sadece eş bulmak kolaylaşmadı, aynı zamanda evlilik masrafları da azaldı.
Eskiden sevgili bulmak, evlenmek pek de öyle kolay değildi.

Gençlik yıllarında, ya otobüste ya tramvayda, ya caddede bir kız gördün mü, hele kız hayal ettiğin gibiyse, kızı takip eder, nerede oturduğunu tespit ederdin ve ardından da bir aracı bulunarak, kız istemeye gidilirdi. Veya oturduğun yerde konu komşu, daha ziyade yaşlılar, seni kızları olanlara “ Valla öyle bir çocuk ki, ne sigarası ne içkisi var. Kız gibidir Melek mi melek ! Evden okula gider, okuldan eve gelir Duyduğuma göre, üniversiteye gidiyor galiba doktor veya mühendis olmak istiyormuş” diyerek tavsiye ederler.
Bir kısmet çıkınca da, ailece giyinir kuşanır, eline de bir paket çikolata veya pastayı alıp kız görmeye gidilirdi. Karşılıklı oturulur, hal hatır sorulurdu. Kız tarafından çok, erkek tarafı daha doğrusu kızı görmek isteyen genç, sanki imtihana girmiş gibi heyecanlıdır. Nihayet kız elinde tepsi ile, kahve tepsisi ile içeri girer. Kızın da heyecanlı olduğu yüzünden bellidir. Kimbilir kalbi ne çabuk atıyordur !... Çünkü kahveyi ikram ederken bir hata yapmaması için bir manken gibi yürümeye gayret eder.
Oğlan tarafı, yani annesinin gözleri kızın üstündedir.
Aşağıdan yukarıya kızı sürer, oturuşuna, kalkışına bakar.
Eğer kız, kahveyi getirirken, sallanarak fincandan tabağa kahveyi dökerse;
Kahve köpüklü değilse olumlu olarak bakılmaz hemen notu verilmiş kızın.
Öyle diyorlar !
Karşılık görüşmeden sonra, eller öpülür evden ayrılır ve, sanki doktor raporu beklenir gibi, haber beklenirdi.
Bu anlattığım, yıllar önce yapılan tanışma prosedürüdür.
(Devamı... | 7481 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 25.3) Gönderen: editor Tarih: 10.03.2010 Saat: 22:09 (861 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Gerçekleri Görebilmek !.. - A. Selçuk ACUNSAL |
 |
|
Sevgili okurlar,
Gerçekleri görebilmek,
Gerçekler karşısında olayları incelemek !..
Elazığ ilimizde meydana gelen " deprem " ve depremzedelere uzanan eller.
Şimdi sormak gerek her fırsatta " darbe " ve " darbeci " plağı çalanlara !..
Deprem zedelere uzanan eller kimin elleri ?..
Kızılay ve Türk Silâhlı Kuvvetleri !..
Peki nerede o " Deniz Feneri " bilen gören var mı ?..
İşte o her fırsatta " karalanan " Türk Silâhlı Kuvvetleri,
Bağrından çıktığı Türk Ulusuna yardıma koşanların başında ...
Öyle uzatılan mikrofonlara ve kameralara " laf ola beri gele beyanatlar " ile yardım olur mu ?..
" Olur olur bal gibi olur !.. "
Burası Türkiye ...
Hızla " Ilımlı İslâm Devleti " olmağa koşan Türkiye !..
Diğer yandan, yöre halkının hiç mi suçu yok ?..
Var elbet var !..
Nedir derseniz yıllardan beri oynanan,
Ve " dinsimsarları " ile " Allah adına kandıranlar " ın sahnelediği oyunu izlemiş olmaları ...
(Devamı... | 3969 byte kaldı | 4 yorum | SEÇİLEN | Puan: 24.9) Gönderen: editor Tarih: 10.03.2010 Saat: 02:27 (931 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Ankara'nın Taşına Bak !.. - Costa ZARİFİS |
 |
|
Sevgili Atatürk,
Şu anda gözlerim dolu dolu ...
Bilgisayarımın donantılarından yararlanarak,
 Bir müzik parçası dinliyorum ...
" .................
Ankara'nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak,
Uyan uyan Gazi Kemal
Şu feleğin işine bak !
................ "
Sen ki;
Yedi düvele kafa tutmuş,
Yeri geldiğinde son yüz yılın en büyük " en büyük komutanı "
Yeri geldiğinde çağlarıdan beri gelmiş geçmiş en büyük " devrimci "
Yeri, geldiğinde dünya uluslarının kendilerini talihsiz gördükleri ve karşında eğildikleri " devlet adamı "
Dünya'da ilk ulus devlet çimentosunu ...
" Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran halka Türk Milleti " deyişinde yüreklere yaktığın bağımsızlık ataşi ile taht kuran sevgili Mustafa Kemal Atatürk ... Senin bizlere emanet ettiğin bu güzel yurda sahip çıkamadık. Yine sömürge meraklılarının tuzağına düştük...
Yine 19 Mayıs 1919 tarihine geri döndük.
Bu kez sende yoksun.
(Devamı... | 6362 byte kaldı | 3 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.5) Gönderen: editor Tarih: 10.03.2010 Saat: 00:23 (972 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
ALINTILAR: Ben Artık Bir AKP'liyim !.. - Burak CANLI ( Mersin İlinden ) |
 |
|
Elleri kınalı olmayan anacığım beni çağırmış.
Gittim bana “oğlum yapma etme. Yazma artık. Yeter. Bırak ne halleri varsa görsünler. Olmadı Sen DP’li olan AKP’li ol.” Dedi.
Oysa ben hiçbir zaman DP’li de olabilmeyi başaramadım.
Ben hiçbir şey olamadım.
Hani demişler ya “Sana vezir olamazsın demedim. Adam olamazsın dedim” diye.
Galiba böyle bir şey !
Ben yolumu çizdim diyordum.
Yolum molum yok benim.
Temelim insan.
Ama insana rağbet yok.
Babam diyor ki “boş ver. Bu devran böyle gelmiş böyle gider. Sen değiştiremesin. Aklın yolu birdir. AKP’li ol.” Diye.
Sevgili anacım ve babacım ben artık AKP’liyim. Evrakta DP’li olan ama söylem de AKP’li olan ve bu Ülkeden bir an evvel sıvışmanın yollarını arayan bir AKP’li. Gitmeliyim buralardan. Buraları bana göre değil. Ama gitmeden AKP’yi kurtarma girişimlerinde bulunmalıyım. Kurtarmalıyım AKP’yi. Yönetim kötü. Gidişat kötü.
(Devamı... | 6304 byte kaldı | 1 yorum | ALINTILAR | Puan: 25.9) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 22:36 (975 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Yönledirilmiş Bir E Posta !.. - Osman KARAHANOĞLU |
 |
|
Sevgili okurlar,
Dün satır arasında adım geçen ve gizliden gizliye beni eleştiren,
Bir elektronik posta aldım.
 Elektronik posta sahibini hiç bir zaman muhatap almadım.
Bu günden sonrada almayacağım.
Ancak, " sanal " ve " takma ad " sözcüklerine takıldım.
Ben sanal falan değilim.
Takma ad ise hiç kullanmadım.
Sanıyorum ki, bu hazretin gönderdiği " ruh bunalımlarını " ve " takıntılarını " içeren saçma iletilerine yanıt vermediğim bu kanıya kapılmış. Aslında bu kişiyi muhatap almadım, almam ! Çünkü muhatap alınacak kişi, karşısındakinin " fikir ve görüşleri " karşısında saygı duymasını bilecektir. Bu türler, hep kendi savlarına takılıp, doğruları kendi savlarında ararlar. Aslında dışarıdan bakıldıklarında " zavallı " ve " acz " içerisindelerdir. Aslında gösterdikleri inat yüzünden hep dışlanırlar.
Dışlanmaları onları daha saldırgan yapar.
Bu kişiler, gönüllerinde yatan hedeflerine asla ve asala ulaşamamış kişilerdir.
Sürekli kompleks yaşadıklarından çevrelerinden hep " pof poflanmak " beklerler.
Aslına bakarsanız hazretlerin suçları yoktur.
Suçlu onlara paye veren yanlış teşhis sahipleridir.
(Devamı... | 3477 byte kaldı | 4 yorum | SEÇİLEN | Puan: 26.0) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 22:26 (975 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
|
 |
|
Çaresiz kalmak !
Hataları göremeyip,
Sürekli " odunumun parası " plağını çalmak !..
Zavalılıktır !..
Çan kulelerinden etrafı temâşa edenler,
Size sesleniyorum size !..
Bırakın bu inadı,
Kafalarınızı kaldırın etrafa bir bakın...
Sonra tekrar bir düşünün acaba yanlış sizde mi ?
(Devamı... | 2697 byte kaldı | 5 yorum | DELİ BALTA | Puan: 26.5) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 21:57 (985 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: İflâs !.. - Mehmet Bedri GÜLTEKİN |
 |
|
Amerikan Temsilciler Meclisi Alt Komisyonu,
Her sene gündeme getirip çeşitli tavizler karşılığı geri çektiği Ermeni Soykırımı tasarısını,
Bu sefer AKP iktidarının sızlanmalarına aldırış etmeden kabul etti.
Hiç kimsenin şüphesi olmasın !
Bu sefer de, kabul edilen Tasarı’nın, Temsilciler Meclisi’ne getirilmesinin zamanlaması ve Temsilciler Meclisi’ndeki oylama, AKP’nin önüne yeni bir pazarlık konusu olarak getirilecektir. Ama önemli olan bu değildir. Önemli olan, “ Ermeni açılımı” adı altında Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasını ve bütün diplomatik temayüllerini ayaklar altına alarak  yürütülen çalışmaların fiyaskoyla sonuçlandığı gerçeğidir.
“SIFIR SORUN” KİMİNLE ?
Hatırlayalım:
Abdullah Gül’ün “tarihi fırsat”; Davutoğlu’nun “komşularla sıfır sorun” gibi tumturaklı sözlerinin eşliğinde, Ermenistan’la imzalanan Protokol üzerine, gerek çeşitli Hükümet yetkilileri ve gerekse yandaş basındaki (Asimetrik Psikolojik Savaş Basını) kalemler, bu protokolün kesin olan ilk sonucunun; Amerikan Kongresinde her yıl gündeme getirilen soykırım tasarılarından Türkiye’nin kurtulması olduğunu söylemiş ve yazmışlardı.
Ne oldu ?
Ermenistan’la, Amerikanın istediği protokol imzalandıktan sonra Amerika,
İddialarından bir adım bile geri atmamış, tam tersine daha güçlü bir şekilde konuyu önümüze getirmiştir.
Doğal olan budur.
Emperyalist saldırgana verilen tavizler, onu yumuşatmaz aksine daha da azdırır.
Saldırgan elde ettiği tavizlerden sonra daha fazlasını ele geçirmek için daha büyük bir cüretle harekete geçer.
Alt Komisyon’da kabul edilen tasarı, tam tamına bu anlama gelmektedir.
Davutoğlu’nun ünlü “komşularla sıfır sorun” politikasının,
Gerçekte Amerikan emperyalizminin Büyük Ortadoğu Projesine “tam uyum politikası” olduğu ortaya çıkmıştır.
Yani gerçekten de bir “sıfır sorun” politikası vardır.
(Devamı... | 10305 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 26.6) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 21:44 (991 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
|
 |
|
Elektronik postalar,
Sanal grup öbeklerinde efelenmeler !..
Ama, " icraat " sıfır !..
Hep " ben bilirim " pozları,
Karşısındakiler " yükseklerden bakış " saplantısı !..
Psikolojik tedaviye muhtaç iken, " psikoloji uzmanı " kesilenler !..
İkide bir " strateji dersleri " vermeğe çalışan,
Kafamıza geçen çuvaldan habersiz biçareler !..
Neden ?
Çünkü " aşağılık kompleksi " yamandır, yaman !..
Kısaca ifade etmek gerekirse,
Maalesef " fasulye gibi kendisini nimetten sananlar !.. "
Size bir sır verelim mi ?..
" Gölge etmeyin başka ihsan istemez !.. "
Siz ve sizin kafanızda olanlarla gelinen nokta ortada ...
Hâlen " ..... " havasını bırakın, kapatıldı o defter,
Acaba siz kimsiniz ?..
ASA-HABER
(Devamı... | 2 yorum | HAFTANIN KÖŞESİ | Puan: 27.2) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 21:34 (984 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Görrmediğimiz Felâketler !.. - Hulusi ŞENEL |
 |
|
BAZILARIMIZIN GÖREMEDİĞİ FELAKETLERİ
BATILILAR GÖRÜYOR VE UYARIYOR ...
Sevgili okuyucular,
Zekâca felç olmuş, fikirce yozlaşmış veya çıkarı ön plana almış bazı aydınlar, basın-yayıncılar ve akademisyenler hatta bazı siyasiler, bağlı oldukları-beslendikleri güçlere  hizmetkârlık ve siyasi iktidarlara yalakalık yapmaktan ülkede yaşanan felaketleri görmüyor veya görmemezlikten geliyorlar.
Bu hizmetkâr ve yalaka grupları, Türkiye’nin içinde bulunduğu felaketleri; işsizliğin artmasıyla halkın çektiği ızdırapları görmedikleri gibi, müttefik saydığımız ABD’nin ve bazı AB ülkelerinin sözde Ermeni, Pontus Rum ve Asuri-Süryani soykırım yalanlarını kabul etmelerini, Kürt kökenli vatandaşlarımıza (sanki yokmuş gibi) özerklik talepleri konusunda yaptıkları baskıları da görmemezlikten gelerek, ülkemizin yegane güvence kaynağı olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne saldırmayı da akıllarınca marifet sayıyorlar.
Onların göremediği felaketleri bazı batılılar görmekte ve özellikle TSK’ya karşı yapılan saldırılar nedeniyle Türkiye’nin büyük bir felakete sürüklendiğini görerek uyarılarda bulunuyorlar. Ama kimse bu uyarıları dikkate almıyor. Dünyanın her ülkesinde, her kurumunda bir takım kimseler illegal-kanun dışı işlere girişebilir hatta yapabilir. Ama birkaç kişinin yaptığı-işlediği bir suçtan dolayı ne ülke ne de kurumlar tümüyle suçlanabilir.
Bugün ortaya atılan bir takım darbe planlarıyla ki, iki yıldır hiçbirinin doğruluğu ispatlanmamış olmasına rağmen ordumuza karşı fütursuzca saldıranlar ne yazık ki, CHP Genel Başkanı Baykal’ın ifadesiyle haklarında 600 dan fazla yolsuzluk iddiaları bulunan ve ülkeyi bölmeye çalışan meclisteki siyasilerin yargılanması ve dokunulmazlıkların kaldırılması için hiçbir caba göstermiyor ve devamlı görmemezlikten gelerek sessiz kalıyorlar.
TSK’ya- değerli komutanlarına yapılan saldırıların dozu artmaya başlayınca, ister istemez insanın aklına Atatürk 1920 de subaylara yaptığı konuşma geliyor. Atatürk’ün o konuşması aynen bugünü anlatıyor olması nedeniyle o konuşmayı özetle okuyucularımız için aşağıya aktarıyorum;
(Devamı... | 18590 byte kaldı | 3 yorum | SEÇİLEN | Puan: 26.9) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 21:24 (991 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: " Olur Olur Bal Gibi Olur !.. " - Gündüz AKGÜL |
 |
|
Başlıkta ki söylem Başbakan ‘a aittir.
Bu Meclisin yeni bir anayasa yapamayacağını eleştirenlere tepki gösteren Başbakan, “Bu meclisler niçin oluşur, yasa, anayasa yapmak ve değiştirmek için. Bunun için kurulan bir Meclis’e diyorsun ki ‘Bu parlamentoda bu olmaz’. Hani bir zamanlar bir şarkı vardı, ‘Olur, olur bal gibi olur’ Millet sizi seçecek, parlamentoya gönderecek, sen ‘Olmaz’ diyeceksin. Bunlar bir defa kendi kimliklerini reddediyorlar” Dedi.
Sayın Erdoğan haklıdır elbette ki halk tarafından seçilip gelen parlamenterler, anayasa ve yasaları yapmak, değiştirmek kendi yasama faaliyetleri içinde olduğundan yapabilir.
Peki, yasal durum bu iken neden böyle eleştiriler yapılıyor. Başbakan, eleştiri söylemlerini ya irdelemiyor veya neden böyle eleştiriler yapıldığını bilmesine karşın, işine gelmediği için anlamamazlıktan geliyor.
İktidar partisinin hazırladığı anayasa taslağında, demokratik rejimin temel kurumlarının (Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) yapılanmasını değiştirmek ve parti kapatılmasının zorlaştırılarak Meclisin oluruna bırakılmak suretiyle, kendilerinin yaralanabileceği şekle dönüştürmek sonucunu doğuracağından eleştiriler kaçınılmaz oluyor.
Eleştirilerin nedenlerine baktığımızda;
Anayasanın emredici, değiştirilemez ve değiştirilmesi önerilemez 2 nci maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
İktidar partisi, “laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu”
Anayasa Mahkemesince 1’e karşı 10 oyla tescil edilmiş bulunmaktadır.
İktidar partisi olarak bir daha bu şekilde davranmayacağı konusunda güven vermediği için, parti kapatılmasını zorlaştıracak ve meclisin oluruna bağlayacak anayasa değişikliğini yapmak, laik rejim için büyük tehlike oluşturacağından yapamazsın deniliyor. Bu konudaki değişiklik isteği eleştirilerin temelini oluşturmaktadır.
(Devamı... | 8699 byte kaldı | 5 yorum | SEÇİLEN | Puan: 26.4) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 21:13 (994 okuma) |
| |